7 Aralık 2015 Pazartesi

Cihan Hakimiyeti Mefkuresinde "Kel Tepeler"- Sıddık DEMİR

Cihan Hakimiyeti Mefkuresinde
           "Kel Tepeler"
                                                                                                Sıddık DEMİR
  Tarihte sık olmasa da görülür, duyulur ve yazılır. Bu bilgilere ulaşan nesiller genelde ecdadıyla gurur duyar ve Milletimizin vatan anlayışı denilip 'dogma' kabul edilir. Asil tavır alış olduğu içindir ki tartışılmasına dahi gerek duyulmadan neredeyse kutsanır. Evet; Fiziki anlamda beş para etmeyen, her bir karışı mahrumiyet kokan, canlı bir varlığın paraşütle atılması haricinde yaşantı belirtisi olmayan "Kel Tepe"leri düşünün. Ege'deki Kardak adası gibi… Uğrunda nice meydan savaşları yapılan, nice koç yiğitlere mezar olan 'Kel Tepe'leri…
                Düşman ülkeler, zayıf anını kolladıktan sonra çeşitli bahanelerle,  Hükümdarın hanımından, kızından tutunuzda ,diğer mücevher gibi kıymetlerini talep ederler. Hazırlıksız  savaş  yaparak Türk budunu kırdırmayalım diye tereddüt edilmeden bu taleplerin zaman zaman kabul edildiğini tarihçilerimiz beyan eder. "Kel Tepe" denilen önemsiz toprak parçasına sıra geldiğinde kılıçlar bilenir, bedelin alındığı gibi olmasına önem verilir. Kadavralar bile tekrar ölmek için canlanır. Sonuçta muktedir olurlarsa ne ala… Aksi halde içe dönük bedeller ödemeye devam edilir.
          Yönetici takımın çivisi çıkmış olan Devlet çarkını tekrardan düzene sokma sıkıntısı uzun zamanlar alır. Diğer taraftan "Kel Tepe" tutkunluğu milletin vicdanında yeşerirde yeşerir. Bilmem kaç bin yıllık tarihi maceramız da devlet olma kültürünün en önemli öğesi durumundaki "Kel Tepe" Vatan parçası anlayışının "Dogma" haline gelmesi, tekrardan tartışma ortamına indirilmesini engellediği gibi bu konunun tartışılamayacağı yönünde kestirilip atılması da bir başka üzerinde durulması gereken konu olarak karşımıza çıkmaktadır.
            II.Abdülhamit Hanın Yahudi Teodor Herz'in teklifini hiç tartıştırmadan retetmesi aynı geleneğe çok önemli bir örnek teşkil eder. Yerli ve yabacı tarihçilerin yanında, dost düşman hemen her kesimde insanların takdir ettiği bu duruşa “tersiyer” bir anlayış geliştirilmiş olsaydı, acaba ne denebilirdi?
             Dr. Teodor Herz'in teklif ettiği, İmparatorluğun bütün dış borçlarının ödenmesi karşılığında bugünkü bulundukları toprak parçasını talep etmelerine "Dogma" değil de daha gerçekçi bakılsaydı,
belki de imparatorluğun ömrü yanında Abdülhamit'in de iktidarı muvaffak olacaktı. Bugünkü Misak-i Milli sınırımız Kerkük-Musul -Şam ve batıda da Selanik'e kadar uzanacaktı belki de . Küçülmemeyi, daha fazla kan akıtmak için hareket noktası alan anlayıştır ki 'Kel Tepe'gibi 'İtin öldüğü yer'de direnerek kendisinin kadavraya dönüşmesi tartışılmaz bile. Efendim bunun şifresini tarih koymuştur deriz. Yirmi milyon kilometrekare topraktan bu duruma düşme vetiresinde genelde hep şavaş sonrası   kaybederiz. Hani 'Kel Tepe'ler için kan verilir idi. Demek ki siyaset bilimi, masa başı sanata kandan çok daha önem arz etmekte. II. Abdulhamit'in  Dr. Herz'in teklifine "Doğma" değil de, getirisi anlamında bilinenin aksine bir yol izlemiş olsaydı, siyasal anlamda belki de Türk Devletinin bugünkü yapısında çok daha olumlu göstergelerin olmasına vesile olacaktı.
        Günümüzde yine benzeri programlar… Üniter yapı değiştirilemez… Onca bilgiye ve onca göz önündeki seyredilen oyunlara rağmen, analitik düşünme kısırlığı görünmektedir. Olaylara reel bir mantıkla, sosyolojik ve ekonomik göstergeler ışığında tersiyer açıda düşünememenin olumsuz getirisini kahramanlık veya vatanseverlik görmeyi tek yol gören "Doğma" değerlilerin, bu alanda bir beyin fırtınasına dahi gerek duymamaları yanılgıdır. Ortada bir Kürt problemi, sınırlarımız içinde ve dışında yedi düvelin destek verdiği bir bölücülük olayını halen yok kabul etmek çok saçmadır. Yok denildiği zaman var olan bir şey yok olur mu? İnkar  edeceksin, ama nereye kadar.
        Sosyolojik olarak; Asli unsur olan Türk'ün nüfus artışı ile ayrılıkçı denilen Kürd'ün nüfus artışı arasında Türk'ün aleyhine çok ciddi gelişme göstermektedir.  Kürt olmayan hali vakti yerinde bir Türk'ün nüfus artışına katkısı çoğu yerde birebirdir. Doğum kontrolü siyaseti ters tepmiştir. Fırat ve Dicle'nin doğusunda bu anlamda hiçbir verim elde edilemediği gibi nüfusun kat be kat arttığını görmemek mümkün mü?  Bir yarım asır sonunda bu göstergelerin böyle devam etmesi halinde Anadolu da ki nüfus kendiliğinden Kürtlerin lehinde dominant bir unsur
olacaktır. Türklere gözün aydın demekten başka çare kalmaz. Kürtçülük yapanlar eğer aptal değillerse savaşı bırakırlar. Bir toprak parçasının  sessiz sedasız bir başka millete tesliminin
en önemli göstergesidir nüfus artışı.
        Benzeri aptallığı bir zamanlar bizim solcu vatandaşların gösterdiğine şahit olmuşuzdur. Adamların Sosyalist yapmaya çalıştıkları Türkiye Cumhuriyeti Devleti zaten her alanda 'Sosyalistmiş'de kendilerinin haberi yokmuş. Bunun böyle olduğu bugün itibari ile daha da iyi görünmektedir. Mesela Askerin din ve kültür anlayışı Solculukla tıpatıp örtüştüğü, Laiklik ve 'Atatürk'e atfen yapılan vurgulardan tutunda hayatın hemen her alanına kadar ayni ritüellerde birleştikleri halde, geçmişte neden 'Faşist asker' diye kurşun atarlardı doğrusu anlamak mümkün değil. Demek ki Kürtçülük de Solculuk da bu anlamda gerçekten aptal duruma düşmüş görünmektedir. Solculukla sistemin örtüştüğü gelinen nokta itibarıyla kendini gösterdiğine göre, Kürtçülükle de örtüşeceği noktaya gelmesini beklemek fazla safdillik olmasa gerekir. Karşı tedbir, esas bu noktada alınmalıdır. Ülkenin batı kesiminde  doğum kontrolü mücadelesinde başarılı olmuş Devlet kendisiyle öğüne dursun, doğu da inadına bir milliyetçilik anlayışıyla, her ailede düzinelerce artış kaydeden yoksul nüfusun yoksulluğu batıyı rahatlatmasın. Metropollerdeki sokak hakimiyeti, kap-kaç ve alabildiğine hırsızlık gibi genel ahlakın dışında bir geçim şekliyle hayatlarını idame edenlerin, varlıklı ve nüfusu az insanların mal ve can emniyetini tehdit etmesi, yoksul ve eğitimsiz insanların yakın gelecekte de bunların evine kadar girip hak iddia etmeyeceği garantisi varmı dır? Göstergelerin böyle gitmesi durumunda bırakın üniter yapı hassasiyeti gereği 'Kel Tepe' savunmasını, ülkenin diğer tarafları da elden gidebilir.        
Ekonomik olarak:
Kamuya ait hizmet sektörü, çarkını döndürmesi için, vatandaşından aldığı vergi ve tüketim karşılığı ederin, bir coğrafya da ikamet edenlerden tahsil edememesi, o bölge insanından doğan açığı, yine asli unsurun faturasına ekleyerek telafi etmesini uzun zaman sürdüremez. .Bu konu devletin en büyük ayıbıdır. Mesela güneydoğu da kaçak elektrik sarfiyatı yüzde altmışlara vardığı halde bu oran diğer kesimlerde çok düşüklerde seyretmektedir. Söz konusu bölgede insanlar, af edersiniz ama ahırlarını bile elektrikle ısıtmakta olduğu söylenir durur. TEK oradaki açığı diğer namuslu vatandaşlarının faturasına ekleyerek kendi zararını telafi etmektedir. Bu bölge insanına devlet, vergi baştan olmak üzere elektrik, su ve yatırım için kredi gibi verdiği hizmetlerin karşılığını alamamaktadır. Sırtta kambur bedava hayat, oh ne ala… Fatura Türk insanına ihale edilmemiş olsa diyeceğimiz bir şey olmaz. Üstüne üstük bir de silah alıp dağa çıkmaları ve her gün akıtılan onlarca kan… O halde insanın şöyle diyesi geliyor;  Eğer beraberce yaşamak mümkün değilse; Beraberce yaşamanın gereği olan her türlü fedakârlığın yapıldığı zaten biliniyor. Kürtlerin kendi kimliklerini yaşamada sıkıntı çektikleri söylenemez. Bütün buna rağmen asli unsurun yapacağı bir şey kalmaz ise o zaman alabildiğine savaş bir metot olarak düşünülebilinir mi? Öyle ya her gün başın ağrıyacağına…
             Bir başka şey de üniter yapının tartışılmaya açılmasıdır. Bunun gereği olarak o bölge insanına yönelik referandum yapılarak sonuç itibariyle ayrılıkçılık sandıktan çıkarsa gereği için yeni politikalar veya yeni vaziyetler geliştirilebilinir. Ülkenin diğer bölgelerindeki Kürt nüfusun güney doğuya kaydırılmasıyla yapılan bir nüfus mübadelesinde tutunda Eyalet sistemi veya kendilerinin güney dedikleri bölgeyle bütünleşmeleri yönünde atılacak adımlar tartışılmalı ve şimdiden bunun Türk milletine ne getirip ne götüreceği hesabı yapılmalıdır.
            Kürt milliyetçiliği ayrılık yönünde azgınlaşmıştır. Bütün göstergeler bunu doğrulamaktadır. Emperyalist devletlerinde hesabı bu yöndedir. GSMH kişi başı dört bin dolar olan 780 bin metrekarelik bir Türkiye de, GSMH kişi başına yirmi bin dolara kısa zamanda ulaşacak potansiyeli
olan 600 bin metrekarelik bir Türkiye  tablosunu bir düşünelim... Denilebilir ki; bunun arkası da gelir. Hayır gelmez, çünkü böyle bir potansiyele sahip olmadığımız sosyolojik bir gerçektir.
Bakınız, beş milyonluk bir nüfusa ve bizim normal büyüklükte bir ilimizin toprak parçası kadar vatana sahip İsrail devletinin gücü ortada değil mi… Dedik ya 'Kel Tepe' anlayışı 'doğma' olmaktan çıkarsa, Devlet adamları aklın ve bilimin öncülüğünde tarihin akışını ve en başta da
milletine olan bağlılığın  gereği, önemli bir adımın atılacağı gözden ırak tutulmamalıdır.
            Kısaca denilebilir ki; Devletin güçlendirilmesi için bir miktarda toprak parçasıyla küçülmesinin ekonomi ve huzurun artmasına katkılarını birde bu açıdan değerlendirmiş olursak acaba vatan haini denilerek tüm dikkatleri üzerimize çeker miyiz.? Malum ;
            Türk Devlet geleneğin de 'Kel Tepe' ler…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder